O örnek insan vahiyden başka kelam konuşmazdı.

AHLAKIDA Aişe (r.anha) annemizin deyimiyle kuran idi.

Hz. Peygamber (s.a.s.), bütün hayatı boyunca bizzat kendisi “Ey Rabbimiz! Bize dünyada da âhirette de iyilik ver, bizi cehennem azabından koru” bakara suresi âyetinde olduğu gibi dünya ve ahiret dengesini, yaşayışında tesis etmiş, bunu aile hayatında da göstermiş ve mü’minlere yaşanılır ve izlenebilir örnekler bırakmıştır. O’nun aile reisi olarak çizdiği portre de hayranlıkla izlenecek mükemmelliktedir.

Bir gün Hz. Ömer, Hz. Peygamberin huzuruna girmek için izin istedi. Hz. Peygamberin yanında Kureyş kadınları vardı. Ona bir şeyler soruyorlardı. Resülüllah’ın yanında yüksek sesle konuşuyorlardı. Hz. Ömer (r.a.) Hz. Peygamberin yanına girmek için izin isteyince, perdenin arkasına gizlendiler. Hz. Peygamber ona izin verdi. Bunun üzerine Hz. Ömer, Resülüllah’ın yanına girdi. Buradan ötesini Hz. Ömer şöyle anlatıyor; Hz. Ömer diyor ki: “ALLAH Resulünün yanına girdim; baktım ALLAH Resülü durmadan tebessüm ediyor. ‘Ey ALLAH’ın Resulü! ALLAH seni ebediyen güldürsün’ dedim. Yine tebessümle şu cevabı verdi: “Şu kadınların haline gülüyorum. Oturmuş benim yanımda konuşuyorlardı. Senin sesini duyunca her biri bir yere saklandı. ALLAH Resulü’nün bu cevabı üzerine sesimi yükselttim ve Ey nefislerinin düşmanları! Demek benden korkuyorsunuz; ALLAH Resulünden korkmuyor ve onun yanında saygısızlık yapıyorsunuz öyle mi?” dedim. Bana şu cevabı verdiler: “ Sen katı ve şiddetlisin.” cevabını verdiler.

Hz. Peygamber (sas) hanımlarının yetişmesine gayret eder, hepsinin beraber olduğu akşam toplantılarında eğitici sohbetler yaparlardı. Ve Rasûlullah’ın (sas) refakatinde bilgilenen hanımlar, bilgi ve tecrübelerini diğer kadınlara ( Hatta Hz. Peygamber’in (sas) vefatından sonra, kadın-erkek herkese) aktarmaya hazır hale gelirlerdi. Hz. Peygamber’in (sav) ev halkı, şehir dahilinde ve haricindeki kadınları kabul eder, itikadi konularla ilgili Hz. Peygamber’in (sas) talimini onlara bildirerek, din eğitimindeki rollerini yerine getirirlerdi.

Allah katında aile reisinin değeri, eşine ve yakınlarına verdiği değerle ölçülür. Bu konuda Hz. Peygamber (s.a.s.): “En hayırlınız, aileniz için hayırlı olandır. Bana gelince ben, aileme karşı sizden en hayırlı olanınızım” [Buhari] buyurmuştur.

Bir eş ve babanın ailesine olan ilgisinin en önemli göstergesi, onlarla birlikte vakit geçirmesidir. Hz. Peygamber (s.a.s.), buna dikkat eder, ne ibâdeti, ne arkadaşlarıyla geçirdiği vakit ne de dünya meşguliyeti buna mani olmazdı. O, ailesi ile birlikte olduğunda, onlarla sohbet eder, hal ve hatırlarını sorar, şakalaşır ve eğitmeye çalışırdı.

Hz. Peygamberin, bütün insanlara yaptığı hakikat çağrısı ile, kendi evindeki hayatı arasında mükemmel bir uyum vardı. Onun şahsi ve umumi hayatının berraklığı kadar, hiçbir kimsenin hayatı açık değildir. Hadis, tefsir ve siyer kitaplarında onun hanımları, çocukları, ashabı, komşuları ve diğer insanlarla olan davranışları en ince teferruatına kadar anlatılmıştır. O, hayatının her safhasını, insanlara öylesine açmıştır ki, insanlar onun söz ve davranışlarını takip etmede bir zorlukla karşılaşmamış ve gerekli ibretleri almışlardır.

Hz. Peygamber, yukarıda da belirttiğimiz gibi insanlara sadece umumi hayatını açmamış, hususi hayatını da bir kitap gibi herkesin gözlerin önüne sermiştir. Böylece dost düşman herkes onun hayatını öğrenmiş ve gerekli dersleri alabilenler almış ve uygulamıştır. Çünkü O, her yönüyle bir önder, rehber ve uyulacak bir şahsiyettir. Bu sebeple onun bütün hayatı insanlık ufkunu aydınlatacak prensipler ve uygulamalarla doludur.

Peygamberimiz, ev halkına karşı taşıdığı ağır mesuliyetleri hissederek sık sık endişelenirdi. Daima onları, bu dünyadakilere kıyasla ahiretin mükafat ve güzelliklerine teşvik ederdi. Gece teheccüt namazına kalktığında, hanımlarının da bu ulvi ve faziletli amele katılmalarını isterdi. Sevgi ve yumuşaklıkla bu tür ibadetlere teşvik ederdi.

“Ailene namazı emret; kendin de ona sabırla devam et…” Taha suresindeki bu ayette Allah (c.c.), Peygamberinden aile halkına namaz kılmayı emretmesini, onlarla beraber ona sarılmasını, sabır ve azimle ona devam etmesini istiyor. Ayetteki hitap, Hz. Peygamberin şahsınadır. Bu hitabın içine umumi olarak bütün ümmeti, hususi olarakta Hz. Peygamberin aile halkı girmektedir. Bu ayetin hükmü gereği peygamberimiz, altı ay müddetle Messid-i Nebevi’ye sabah namazına gitmeden önce, Hz. Fatıma ve Hz. Ali’nin evlerine uğrar ve kapılarının önünde durur: “Ey Ehl-i Beyt (Muhammed’in ev halkı) namaza kalkınız” buyururdu.

DOSTLAR;
İşte Peygamberimizin geçmiş ve gelecek bütün hanelerin, kurulacak bütün yuvaların en sade, en mutlu, en samimi, en bahtiyar ve en feyizlisi, onun hanesinin olduğunu görmemiz mümkündür. Onun hanesi her zaman saadet ve huzur doluydu Hz. Peygamberin hanımlarının Resulullaha duyduğu sevgi kadar, hiçbir kimse de hanımlarına, Hz. Peygamberin hanımlarına gösterdiği sevgi, nezaket ve rifkat kadar ahlaki bir tavır sergileyememiştir.

O, zevcelerinin yanında fevkalade bir aile reisi olduğu gibi, mükemmel bir baba idi. Babalığı ölçüsünde misilsiz bir dedeydi. Rasûlullah, çocuklarıyla doğmadan önce, fiilen ilgilenmeye başlamıştır. Hz. Fatıma’nın ilk doğumu yaklaşınca Hz. Peygamber sık sık uğramış, halini hatırını sormuş, “Çocuk doğunca bana haber vermeden çocuğa hiçbir şey yapmayın.” tembihinde bulunmuştur.

Hz. Peygamber, yeni doğan çocuklara duâda bulunur, kulaklarına ezan ve ikamet okur, isim koyardı. Daha sonra ilk yedi gün içinde sünnet ettirmek, başındaki ilk tüyü tıraş edip ağırlığınca tasaddukta bulunmak, akika kurbanını kesmek gibi mevzularla yakından alâkadar olurdu. Çocuk su istediğinde, hiç bekletmez hemen verir, belki de çocuğun asabi olmaması için buna çok özen gösterirdi.

Hz.Peygamber (sav) çocuklara karşı;
“Çocuklar cennet kokusu”,
“Gözümün nuru” diye târif eder,
“Her öpücük için cennette beş yüz yıllık mesâfesi olan bir derece verilir.” diyerek çocukların sevgiyle yetiştirilmesini tavsiye ederdi.

O, çocuklarına, torunlarına şefkatle muâmele eder, böyle davranırken de dikkatlerini Allah’ın dinine çekerdi. Onları bağrında beslerken yüzlerine tebessüm eder, okşar ve aziz tutar, bu arada onların uhrevî meseleleri ihmallerine de rızâ göstermezdi. Günlük yaşamla ilgili hataları görmezden gelir, takva ile çelişebilecek istek ve arzularını, yumuşak bir üslupla ve âyetler ile reddederdi.

Sonuç olarak inananlar aile yaşayışında da Hz. Peygamber’i (SAV) örnek alıp, önder edinerek saadete ulaşırlar. Çünkü Allah, Kur’an’ı Kerim’de,
“ Gerçek şu ki, Allah’a ve âhiret gününe inananlar için Allah’ın elçisinde güzel bir örnek vardır.” [Ahzab Suresi]

ALLAHA EMANET OLUN.BU BİR SIRDIR.

Reklamlar