>

MERHABA CAN DOSTLAR
Rabbimiz (cc) Kuran’da ezeli düşmanımız olan şeytan ve askerlerinden Müslümanları uyarmaktadır. ONU VE ZÜRRİYYETİNİ DOST MU EDİNİYORSUNUZ. [Kehf 50.] Mücahid isimli alime göre şeytanın askerleri ve isimleri yaptıkları faaliyetleri, hangi kanaldan Müslümanları aldatma metotları şöyledir.
1-SEBUR. Bu şeytanın vazifesi bela ve musibetlerle ilgilidir. Bir insan bela ve musibetlere maruz kalınca, sebur isimli şeytan onu cahiliyet adetlerine dönmesi için teşvik eder. Cenaze arkasından ağıtlar söyleyerek ağlamak, evi veya dükkanına bir zarar geldiğinde yaradanına isyana kalkışmak v.s. gibi konularda bu şeytanın teşviki ve parmağı vardır.
2-AVER. Zina işleriyle uğraşır. İnsanları zinaya teşvik eder veya süsler. Bir haberde şöyle denmiştir. Her kadının kucağında bir şeytan oturur, yabancıya karşı şeytan bu kadını güzel gösterir, ta ki göz zinası yapsın diye.
3-MİSVAT. Bu şeytanın vazifesi yalancılığı teşvik etmektir. alım satımda bilhassa esnaf uyanık bulunup yalan konuşmamalıdır. Yalan söylemek belki malı sattırır; fakat bereketini ortadan kaldırır.
4-DASİM. İnsanlarla evlerine girer. Aile reisini kızdırır, hanımı ile aralarında kavga çıkartır. Bu bakımdan Müslüman eve girerken besmele çekmeli ve ev halkına selam vermelidir.
5-ZELENBUR. Çarşı ve pazarlarda bulunur. Hile, aldatma, karaborsacılık gibi İslam dışı hareketlerin yapmasında insana yardımcı olur.
6-HUNZAB. Namaz kılarken insana vesvese verir. Namaza başlamadan evvel Nas Suresi’nin bu vesveseyi azaltacağını söyleyen âlimler vardır.
7-VELHAN. Bunun vazifesi abdest almakla ilgilidir. İnsan abdest alırken menfi teşviklerde bulunur.
DOSTLAR;
Şeytan ve askerlerinin şerrinden korunmak için
A- ALLAH’I lisanen kalben zikretmeli
B- LA HAVLE VELA KUVVETE İLLA BİLLAH zikrine devam etmeli
C- Mümkün mertebe takva yolunu tercih etmeli.
D- Taklidi imandan tahkiki imana geçmeli.
E- ALLAH korkusunu kalbinden atmamalı.
(Elmalı Tefsiri 3 cilt 2148.)
DOSTLAR; Konumuzu bir hadisle bitirelim. “Şeytan hortumunu insanoğlunun kalbi üzerine koyar. Allah’ı hatırlarsa oradan uzaklaşır. Allah’ı unutursa kalbini lokma eder.”
BU BİR SIRDIR.
Allaha emanet olun.

Yazının Tamamı

Merhaba can dostlar.
Allah bizleri bu âleme imtihan için gönderdi. ”Biz ölüm ve hayatı hanginiz daha güzel amel işleyeceksiniz diye denemek- imtihan- için yarattık.” [Mülk Suresi] buyurur. İlk insanla imtihan başlamıştır, son insana kadar da devam edecektir. Peygamberler dâhil, bütün mükellef insanlar bu imtihandan geçmiştir. Bundan kaçmanın ve kurtulmanın imkânı yoktur. Bu imtihanda her kulun kalbindeki iman kontrol edilir, niyetine bakılır. Bu imtihanla, mümin münafık birbirinden ayırt edilir. Yüce Allah’ı sevenlerle dünyaya gönül verenler, ortaya çıkar. Bu yapılanların neticesinde Cehennemin gereksiz, Cennetin de bedava olmadığı ortaya çıkıyor.

Yazının Tamamı

MERHABA DOSTLAR.
Bu mübarek aylarda oruçlarımızı tuttuk ,infaklarımızı ve aşuremizi dağıttık, ALLAH KABUL ETSİN. Bunlar kul haklarından bir tanesi idi.
DOSTLARIM İslâm dininde çok özel bir yeri olan HAK kavramı geniş anlamı ile “Bir sözü, bir işi, yerinde zamanında ve gerektiği kadar söylemek veya yapmaktır.” diye ifade edilmiştir. Kul hakkı, insanın sahip olduğu hakları demektir. Bu haklar, Allah’ın hakları ve yaratılmışların hakları diye iki kısımda özetlenebilir.
Yazının Tamamı

Merhaba dostlar.
1.Hicri Yılbaşı;
2. Aşûre Günü (On Muharrem);

a. Rivayete göre, Hz. Nuh’un gemisi Tufandan kurtulup Cûdî dağına Aşûre günü oturmuştur. Bilindiği üzere, Hz.Nuh, Allah’ın emri üzerine kendine inananları yaptığı bir gemiye bindirmiş, tufan gerçekleşince, inanmayanlar suda boğularak helak olmuşlardı.
b. Hz. Ademin tövbesinin kabul edilmesi,
c.Hz. İbrahim’in Nemrut’un ateşinden kurtulması,
d.Hz. Yakub’un oğlu Yusuf’a kavuşması,
e. Hz. Musa ve İsrail oğullarının Firavunun zulmünden kurtulmaları 10 Muharrem (Aşûre) günü gerçekleştiği rivayet edilen olaylar orasındadır.
Yazının Tamamı


MERHABA DOSTLAR;
Bu hafta sizlerle kısaca hicret hakkında birkaç kelam edelim.
10 Ocak 2008 Perşembe, Peygamber Efendimizin Mekke’den Medine’ye hicretinin 1429. yılını idrak ediyoruz.
HİCRET, Allah’a (cc) kaçıştır.
HİCRET, hiçbir zaman batıla boyun eğilmemesi gerekliliğinin ortaya konulmasıdır.
HİCRET, İnancı hakim kılma gayretidir. Müslüman başkalarına göre kendisini ayarlayamayacağından, kendisinden istenilen vecibeleri yapabilmek için hicret eder. Peygamberimiz (sav); “En faziletli hicret Rabbinin kerih gördüğü şeyleri terk etmendir.” buyurur. [Nesai]
HİCRET, Hem kalp hem de kalıp iledir. Mümin kalbini boş ve yanlış fikirlerden hicret ettirir. Bedenini de kalp komutanının emrine vererek batıllardan hicret ettirir.
HİCRET, İlahi hesaba hazırlıktır. Hicretin gerçek sebebi ALLAHA kulluktur.

Yazının Tamamı

DOSTLARIM;
Allah Teâlâ yarattığı her insana belli bir ömür takdir etmiştir. Akıl nimetiyle donattığı insanı erginlik çağından itibaren ölünceye kadar tüm yaptıklarından ve yapması gerektiği halde ihmalkarlık edip yapmadıklarından sorumlu tutmuştur. Bununla birlikte insanı yalnız bırakmamış, onun aklına rehberlik etmek üzere de Peygamberler ve kitaplar göndermiştir.
İnsana düşen görev hayatı ve yapıp ettiklerini düşünmek ve değerlendirmektir. Ben ne idim ne oldum, sonum ne olacak? İşte bu noktada, “Nefis Muhasebesi” dediğimiz, ferdin kendi kendini kontrol mekanizmasının önemi ortaya çıkmaktadır. İradesini bu yönde kullanan insanların oluşturduğu bir toplum, tabîî olarak kendi kendisini kontrol eden bir toplum olacaktır.
CAN DOSTLAR;
Hz. Yusuf (a.s.)’ın lisanıyla, nefsin, insanı sürekli olarak kötülüğe teşvik ettiğine ve onun kötülüğünden kurtulabilmek için ferdin ilâhî yardıma ihtiyaç duyduğuna işâret eder :
“Ben nefsimi temize çıkarmıyorum. Çünkü nefis Rabbimin merhameti olmadıkça kötülüğü emreder şüphesiz Rabbim çok bağışlayan, çok esirgeyendir.” [Yusuf, 53]
Âyet-i kerîmenin ifade ettiği açıdan bakıldığında, nefisle muhasebenin zorluk derecesinin biraz daha arttığı görülür. Çünkü, nefsi kontrol etmek için insanın kendi iradesi ile Allah’ın merhameti bir arada olmalıdır. Kötülük yapan ya da kötülüğe vasıta olan bir insan nasıl sorgulanmaktan hoşlanmıyorsa kötülüğün ilk hareket noktası olan nefis de hesaba çekilmekten hoşlanmaz. Bu nedenle, kendi kendisiyle hesaplaşan insan öncelikle bu anlayışı aşmak mecburiyetindedir. Bu anlayıştan kurtulmak mümkün olmadığı zaman, nefsi beğenmek, onu kusursuz görmek ve nefsin bütün isteklerinin haklı sebeplere dayandığı düşüncesine kapılmak kaçınılmaz bir sonuçtur. Böyle bir sonuç ise Allah’a kulluk gayesiyle yaşaması gereken bir Müslüman için, telafisi mümkün olmayan problemlerin ortaya çıkmasına sebep olur. Kur’an-ı Kerîm’in işaret ettiği bir çok târihî hadise, Allah’a karşı gelmenin, inkârda ısrar etmenin, hak ve hukuk tanımamanın en önemli sebeplerinden birinin, “Nefsi üstün görmek ve onu kusursuz saymak.” olduğunu göstermektedir. Şeytan’ın, Allah’ın emrine isyan ederek Hz. Âdem (a.s)’a secde etmemesi, Nemrud’un, Hz. İbrahim (a.s)’ı yakmaya çalışması, Firavunun Hz. Mûsâ (a.s)’ı öldürme isteği, Mekkeli müşriklerin, bizzat kendilerinin “el-Emîn” olarak vasıflandırdıkları, Hz. Peygamber (s.a.v.)’e karşı, amansız bir mücadele yürütmeleri, işte bu ortak düşüncenin en çarpıcı ürünleri olarak karşımıza çıkmaktadır.

Bütün bu örneklerde ve benzerlerinde müşâhede edilen, “nefsi her şeyden üstün görme” anlayışının en tehlikeli noktası, nefsi ilah olarak benimsemektir. Kur’ân-ı Kerîm’de “Hevâ” olarak nitelendirilen bu husus şöyle anlatılır:“Kendi hevâsını ilah edinen ve ilimi olduğu halde, Allah’ın kendisini saptırdığı, kulağını ve kalbini mühürleyip, gözüne de perde çektiği kimseyi gördün mü? Artık onu Allah’tan başka kim doğru yola getirebilir? Hâlâ düşünmez misiniz?” [Casiye, 23] Kendi arzu ve isteklerine göre yaşama düşüncesi, Allah’ın istediği şekilde yaşamaya mânidir. “Hevâ ve şehvet gözü kör, kulağı sağır, kalbi hissiz eder. Kişi âlim de olsa ilmine rağmen hakkı duymaz olur.filozofların ve dünya hayatına düşkün din âlimlerinin çoğu böyle olmuştur. Kur’ân-ı Kerim’in, Hz. Mûsâ’nın kavmi içinde hazinelere ve ilme sahip olarak yaşadığını haber verdiği Kârun’da da aynı anlayışı görmek mümkündür. Allah’ın büyük bir lütuf olarak verdiği zenginlik sebebiyle, kendisinin de başkalarına iyilikte bulunması söylendiği zaman; “Bu servet bana, ancak kendimdeki bilgi sayesinde verilmiştir” [kasas78] diyerek, ilmine ve zenginliğine rağmen inançsızlık ve azgınlık içinde helâk olmuştur. Nefsiyle hareket eden insanın, böyle bir tehlikeden uzak kalması son derece zor olduğu için, âyet-i kerîmede Allah’ın rahmetinin gerekliliği vurgulanmaktadır. Zâten, hayatının her safhasında nefis muhasebesi yapmaya gayret eden bir mü’min, bu noktada Allah’a ilticâ etmesi gerektiğinin önemini kavramak zorundadır.

İmâm-ı Âzam Ebû Hanife’nin fıkıh tarifi tam anlamıyla nefis muhasebesini işaret eder mahiyettedir. İmâm-ı Âzam, fıkhı şöyle tarif eder : “Fıkıh, nefsin leh ve aleyhinde olan şeyleri bilmesidir.” Öncelikle, nefse fayda ve zarar verecek olan şeylerin tanınması gerektiği için fıkıh böyle tarif edilmiştir. Çünkü nefsin yapısını, ona sevap ya da günah kazandıracak olan davranışları tanımadan tam anlamıyla Allah’a kulluk yapmak mümkün değildir. Allah’ı tanımak, insanın kendi kendisini tanıması, nereden nereye geldiğini anlaması ve yaptıklarından dolayı hesaba çekileceğinin şuurunda olmasına bağlıdır.

Ebû Ümeyye eş-Şa’bânî (r.a.) şöyle demiştir: “Ben, Ebû Sa’lebe el-Huşenî (r.a.)’ın yanına giderek: Şu âyet hakkında ne dersin? diye sordum. O, hangi âyet deyince, ben:“Ey îman edenler! Siz kendinize bakınız. Siz doğru yolda olunca sapıtan kimse size zarar veremez.” (Mâide, 105) âyeti dedim. Ebû Sa’lebe el-Huşenî (r.a) dedi ki:Sen bu âyetin (konusundan) haberdar olan bir kişiye sordun. (Çünkü) ben bunu Rasûlüllah (s.a.v.)’e sordum. Buyurdular ki:”İyilikleri birbirinize emrediniz ve kötülüklerden birbirinizi men ediniz. Ancak sen, cimriliğe itaat edildiğini, nefsî arzulara tâbî olunduğunu, dünyanın tercih edildiğini, her görüş sahibinin kendi görüşünü beğendiğini ve gücünün yetmediği bir durumu gördüğün zaman artık kendi nefsine düşene bak. Şüphesiz arkanızdan sabır günleri gelecek. O günlerde sabır bir ateş parçasını avuçta tutmak gibidir. O günlerde iyi amel işleyene (diğer zamanlarda) o amelin benzerini işleyen elli kişinin sevabı kadar sevap vardır.” [ibn-i Mace]

Hz. Peygamber (s.a.v)’e “En faziletli insan kimdir?” diye soruldu.
Hz. Peygamber (s.a.v): “Allah yolunda nefsiyle ve malıyla mücâhede eden mü’mindir.” buyurdu.[Sahihi Buhari]

İnsanlara ilâhî sorumluluk yüklenmesinin sebebi, Allah’ın onlara, iyiyi kötüden, doğruyu yanlıştan ayırt edecek bir meleke (akıl) vermiş olmasıdır. Nefis Muhasebesinin Metotlarına gelince
1- Allah’ın gözetimi altında olduğunu düşünmek. Nefsi kontrol altında tutmanın en etkili yolu bu ilâhî murâkabeyi her an göz önünde bulundurmaktır. Şuurlu bir ubûdiyyetin en önemli şartıdır.
2- Kazanılan Başarıyı ve Nîmeti Allah’tan Bilmek Kazandığı her şeyi, sadece kendi kabiliyetleri ve gayreti ile elde ettiğini düşünmek, nefsânî bir anlayışın ürünüdür. Bu Karun anlayışıdır. Kuranı kerîmde kavminin Karun’a yaptığı tavsiyedir :“Allah’ın sana verdiği (servet) ile ahiret yurdunu ara, dünyadan da nasibini unutma, Allah’ın sana iyilik ettiği gibi sen de iyilik et. Yeryüzünde bozgunculuk isteme, çünkü Allah bozguncuları sevmez.” [Kasas, 77]
3- Başkalarının Hatâlarından Önce Kendi Hatâlarını Görmek Hz. Peygamber (s.a.v) bu hususu şöyle belirtir: “Allah bir kul için hayır dilerse, onu dinde fakih, dünyada zühd sahibi kılar ve ona kusurlarını gösterir.” [Keşful Hafa] “Ya nefsinle meşgul ol veya nefsini ıslâh ettikten sonra başkasıyla meşgul olan biri ol. Peygamber (s.a.v) şöyle buyurur:“Başkalarının kusurlarını hatırlamak istediğin zaman, kendi kusurlarını hatırla [Keşful Hafa]
4- İşlenen Günahları Hatırlamak Hz. Peygamber (s.a.v) şöyle buyurur :“Mü’min, günahını, üzerine yuvarlanmasından korktuğu bir dağ zanneder. Günaha dadanmış kişi, günahını burnunun ucuna konmuş, ona bir şey söylediğinde uçacak bir sinek gibi görür.” [Tirmizi]
Neticede bu ölçülere dikkat ettiğimizde, SONUÇ SIRDAŞLARIM şu ayet olacaktır:
“Ey îman edenler! Siz kendinize bakınız. Siz doğru yolda olunca sapıtan kimse size zarar veremez.” [Mâide:105]
AHİRETTE İSE “Rabbinin makamından korkan ve nefsini kötü arzulardan uzaklaştıran kimse için, şüphesiz Cennet yegâne barınaktır.” [Naziat 40 –41] olacaktır.
ALLAHA EMANET OLUN.BU BİR SIRDIR….
Yazının Tamamı

31 aralık gecesi MEKKENİN FETHİ’NİN gerçekleşmesiyle İslam dünyasında yeni bir sayfa açıldı.

Rasûlüllah (s.a.s.) Kâbe kapısının eşiğinde durdu. Karşısında sıralanmış olan Mekkelilere baktı. 20 yıl boyunca şahsına ve Müslümanlara ellerinden gelen her kötülüğü yapmaktan çekinmeyen bu adamların hayâtı, şimdi O’ nun iki dudağı arasından çıkacak hükme bağlıydı. Rasûlüllah (s.a.s.) 20 yıl boyunca çektiklerini bir anda zihninden geçirdi, sonra şöyle hitâbetti.
“Allah’tan başka ilâh yoktur, yalnız O vardır. O’ nun eşi ve ortağı yoktur. O vaadine bağlı kaldı, sözünü yerine getirdi. kuluna yardım etti, tek başına bütün düşmanları hezîmete uğrattı.
İyi bilin ki bütün câhiliyet âdetleri, mal ve kan davaları bugün şu iki ayağımın altındadır. Yalnız, Kâbe hizmetleriyle hacılara su dağıtma işi (hicâbe ve sikaye hizmetleri) bu hükmün dışında bırakılmıştır.
Ey Kureyş Cemâati! Allah sizden câhiliyet gururunu, babalarla, soylarla büyüklenmeği giderdi. Bütün insanlar, Âdem’dendir, (O’ nun çocuklarıdır.) Âdem de topraktan yaratılmıştır.”
Sonra şu anlamdaki âyet-i kerîmeyi okudu.
“Ey insanlar! Biz sizi bir erkekle bir dişiden yarattık. Övünesiniz diye değil, kolaylıkla tanışasınız diye, sizi milletlere ve kabîlelere ayırdık. Allah katında en değerliniz, Ona karşı gelmekten en çok sakınanınızdır. Allah her hâlinizi bilir, O her şeyden haberdârdır.” (Hucurât Sûresi, 13)
Rasûlüllah (s.a.s.) Mescid-i Harâm’ın geniş sâhasını dolduran kalabalığı mânâlı bir bakışla süzdükten sonra:
– Ey Kureyş cemaâtı! Size şimdi nasıl bir muâmele yapacağımı sanıyorsunuz? diye sordu. Mekkeliler hep bir ağızdan:
– Hayır umuyoruz. Sen kerîm bir kardeş, âlicenâb bir kardeş oğlusun, diye cevap verdiler. Rasûl-i Ekrem (s.a.s.):
– Ben de size Yûsuf’un kardeşlerine söylediği gibi, “Bu gün size geçmişten dolayı azarlama yok.” (Yûsuf Sûresi, 92) diyorum. Haydi gidiniz, hepiniz serbestsiniz buyurdu.
Böylece Rasûlüllah (s.a.s.) hepsini affetmişti. Halbuki bunlar Hz. Peygamber (s.a.s.)’e neler yapmamışlardı. Müslümanları en korkunç işkencelere tâbi tutmuşlar, akla hayâle gelmedik eziyetler yapmışlardı. Şimdi başkaları olsa ne yapardı; Hz. Peygamber (s.a.s.) ne yapmıştır? Bu mukayese Rasûlüllah (s.a.s.)’in büyüklüğünü ortaya koymaya kâfidir.
Yazının Tamamı

Bir gün hepimiz bu fani alemden baki aleme göç edeceğiz.Ahiret aleminde birde hesap var. Bu hafta HESAB VERME ŞUURU üzerinde durmak istiyorum.

Rabbimiz haşir suresinin18 ayetinde. “Ey iman edenler! Allah’a karşı gelmekten sakının ve herkes, yarın için önceden ne göndermiş olduğuna baksın. Allah’a karşı gelmekten sakının. Şüphesiz Allah, yaptıklarınızdan hakkıyla haberdardır.”

İbn Mes’ud (ra) dan: Peygamber (sav) şöyle buyurdu: “Kıyamet günü insan beş şeyden hesaba çekilmedikçe bırakılmayacaktır.
1-Ömrünü nerede tükettiğinden,
2-Gençliğini nerede geçirdiğinden,
3-Malını nereden kazanıp,
4-Malını nerede harcadığından,
5-İlmi ile ne kadar amel edip etmediğinden sorulacaktır.
Yazının Tamamı

“Bu hayvanların ne etleri, ne de kanları Allah’a ulaşacaktır. Allah’a ulaşacak olan ancak sizin samimiyetiniz ve takvanızdır” (Hac, 22/37)
Yazının Devamı

İNFAK İÇİN ZENGİN OLMAK GEREKMEZ
ASIL TEHLİKE: İÇİMİZDEKİ YOKSULLUK…
Yazının Devamı

Önce şu üç başlığı anlayalım; NEZAKET, ZERAFET, LETAFET
NEZİH İNSANLAR SEVİLİR. İNSANI OLGUNLAŞTIRAN, YÜCELTEN KEMAL SIFATLARINDAN BİRİ DE YUMUŞAK HUYLU, İNCE RUHLU VE NAZİK OLMAKTIR. BU MEZİYETİN SAHİPLERİ, YANİ HALİM-SELİM İNSANLAR, DAİMA HÜRMETE VE SEVGİYE LAYIK OLURLAR. HİLİM OLARAK BİLİNEN BU SIFAT HEMEN HERKES TARAFINDAN SEVİLİR VE TAKDİR EDİLİR.

RASÛLULLAH, YUMUŞAK HUYLU VE NÂZİK İDİ.
“Sen Allah’tan bir rahmet sayesindedir ki, onlara yumuşak davrandım Eğer kaba, katı yürekli olsaydın, onlar etrafından herhalde dağılıp giderlerdi.” (Âl-i İmran: 159)
DÂVA ADAMI, HİLİM SAHİBİDİR. KIRICI, KABA VE KATI İNSANLAR NE KADAR YÜKSEK BİR HAKİKAT VE ÖNEMLİ BİR DAVA SAHİBİ DE OLSALAR, İNSANLARA DAVALARINI KOLAY KOLAY KABUL ETTİREMEZLER. ONUN İÇİN HİLM SAHİBİ OLUNMALIDIR. RIFK; NEZAKET, HALİM-SELİM İNCE VE HASSAS DUYGULU OLMAKTIR, ZIDDI, KABALIKTIR.

“Görmedin mi Allah nasıl bir misal getirdi? Güzel bir sözü kökü yerde sabit, dalları gökte olan bir ağaca benzetti. O ağaç, Rabbi’nin izniyle her zaman yemişini meyvesini verir. Öğüt alsınlar diye Allah insanlara misaller getirir. Kötü bir sözün misali, gövdesi yerden koparılmış, o yüzden ayakta durma imkânı olmayan pis bir ağaca benzer.” (İbrahim 24-26)
Yazının Devamı

“Allah bir topluluğa hayır dilediğinde onların alimlerini çoğaltır cahillerini azaltır. Şer dilediğinde ise cahillerini çoğaltır alimlerini azaltır.” [Camius-sağir]

“Allah iman edenleri yüceltir; ilim ehlini ise kat kat yükseltir.”[Mücadele 11]

Yazının Devamı

Yüce Allah Kur’an-ı Kerim’de: “Gücü yetip de, ulaşabilen insana Allah için Beytullah’ı (Kabeyi) haccetmesi gereklidir.”(Ali İmran 97) buyurmaktadır.
Yazının Devamı

Bu hafta İslam’da aile sorumlulukları üzerine mektubumu paylaşıyorum inşallah.
Yazının Devamı

Allah size, mutlaka emanetleri [işleri] ehli olanlara vermenizi ve insanlar arasında hükmettiğiniz zaman adaletle davranmanızı emreder. ( 2)
Yazının Devamı

Reklamlar