>MERHABA CAN DOSTLAR.

Peygamberlerin Allah (c.c.) katından getirdikleri ilahi mesajlar içerisinde ahlâkî prensipler önemli bir yer tutmaktadır. Bu ahlâkî ilkeler arasında da hoşgörünün ayrı bir yeri vardır. Hz. Peygamber’in getirdiği dine İslâm isminin verilmesi, diğer anlamların yanı sıra bu dinin müsamaha ve hoşgörü dini olduğunu göstermektedir. Nitekim İslâm kelimesinin çeşitli anlamları arasında sulh, barış ve uzlaşma gibi anlamları da bulmak mümkündür.
İslâm dini gerçek anlamda bir af, hoşgörü ve tolerans dinidir.
Kur’ an-ı Kerim’ de ki konuyla ilgili âyetlerden bir kaçına göz atacak olursak bu gerçeği görebiliriz:
“O takva sahipleri ki bollukta ve darlıkta Allah için harcarlar; öfkelerini yutarlar ve insanları affederler. Allah da güzel davranışta bulunanları sever.” [Ali İmran_134]
”..İyilik ve (Allah’ın yasaklarından) sakınma üzerinde yardımlaşın, günah ve düşmanlık üzerinde yardımlaşmayın. Allah’tan korkun, çünkü Allah’ın cezası çetindir.” [Maide_2]
”Mü’minler ancak kardeştir. Öyleyse kardeşlerinizin arasını düzeltin ve Allah’tan korkun ki esirgenesiniz.” [Hucurat_10]
”Ey iman edenler! Eşlerinizden ve çocuklarınızdan size düşman olanlar vardır. Onlardan sakının. Ama affeder, kusurlarını başlarına kakmaz, hoşgörür ve bağışlarsanız, bilin ki, Allah çok bağışlayan, çok esirgeyendir.” [Teğabün_24]
DOSTLAR Dinde Hoşgörülü olmanın şartları şunlardır;
1- Nefis muhasebesi yapmak:
“Kendinizi beğenip temize çıkarmayın.” [Necm, 4]
2- İnsanların kusurlarını örtmek:
Hz. Peygamber (sav) bir hadislerinde şöyle buyurur: “Kim bu dünyada bir kulun ayıbını örterse Allah da onun ayıbını kıyamette örter.” (Müslim, Birr, 12; Ahmed b. Hanbel, Müsned, VI, 145)
3- Öfkeyi yenmek:
“ O takva sahipleridir ki, öfkelerini yutarlar ve insanları affederler. Allah güzel davranışta bulunanları affeder.” [Al-i İmran, 134]
“Güçlü, kimse güreşte rakibini yenen değildir. Asıl güçlü öfke anında kendine sahip olandır.” (Buhârî, Edeb, 76; Müslim, Birr, 107, 108)
4- Affedici olmak:
“(Ey Nebi!) Af yolunu tut, iyiliği emret, cahillere aldırış etme.” [ A’raf,199]
5- Beddua edici olmamak:
Hz. Peygamber şöyle buyuruyor: “Ben lanet edici olarak gönderilmedim. Rahmet olarak gönderildim.” (Müslüm, Birr, 87)
6- Sû-i zan etmemek:
“Ey iman edenler! Zandan çok sakının. Çünkü zannın bir kısmı günahtır.” [Hucurat, 12]
7- Kibir ve gururdan sakınmak:
“İnsanlara yanağını bükme ve yeryüzünde böbürlenerek yürüme. Çünkü Allah kendini beğenip övünen kimseyi sevmez.” [31 Lokman, 18]
Hz. Peygamber bu konuda şöyle buyurur: “Müslüman kardeşini hor görmesi kişiye kötülük olarak yeter.” [Müslim, Birr, 32]
8- İnsanlarla alay etmemek:
“Ey iman edenler! Sizden bir topluluk diğer bir toplulukla alay etmesin. Belki (alay edilenler) kendilerinden daha iyidirler.” [Hucurat, 11]
9- Sabırlı olmak:
Kur’an-ı Kerim’de yetmişten fazla âyette sabırdan bahsedilir.
“Sabredin. Çünkü Allah sabredenlerle beraberdir.” [Enfal, 46]
Hz. Peygamber de: “Hiç kimseye sabırdan daha geniş ve daha hayırlı bir bağışta bulunulmamıştır.” buyurmuştur. (Buhârî, Zekat, 50)

Aile hayatında hoşgörü hanımlara karşı iyi davranmak, çocuklara sevgi ve şefkatle yaklaşmak ve anne-babanın hukukuna riâyet etmekle sağlanır. Bu konularda Hz. Peygamber model ve örnek şahsiyettir. O’nun eşlerine nasıl merhametle, iyilikle, sabırla, sevgiyle yaklaştığı bilinen bir husustur. Çocukları ve torunlarına karşı bir merhamet abidesi olan Hz. Peygamber sürekli olarak onlarla ilgilenmiş, sevgiyle ve yumuşaklıkla davranmıştır. Torunları Hz. Hasan ve Hüseyin’in kendisi namazda bulunduğu sırada kendi omuzlarına binmesine rıza göstermiştir. Bu örnekleri çoğaltmak mümkündür.
SIRDAŞLAR; İslâmiyet’te din ve inanç konusunda zorlama yoktur. Birisinin inancını değiştirmek zorla değil, ancak onu ikna yoluyla ve kişinin kendi rızasıyla mümkündür. İnanç hürriyeti, insanın en başta gelen haklarından birisidir. Din insanlara korku ve zulümle iletilseydi, inancın hiçbir anlamı kalmazdı. İnsanların hayatlarını yönlendirmeleri hür iradeleriyle kendilerine bırakılmıştır. Yaptıkları işlerden Allah’a hesap verecekleri için insanlara seçme hürriyeti verilmiştir. Aksi takdirde bu hususta insanlara zorlama yapılsaydı adaletsizlik yapılmış olurdu.
Hz. Peygamber hicretten sonra, Medine şehrinin önemli unsurlarından olan ve kendisinin Medine’ye gelişinden pek memnun olmadıkları anlaşılan Yahudilere karşı olumlu ve ılımlı davranmış, onlarla anlaşma arzusu içinde olduğunu hissettirmiştir. Nitekim onları, aralarında ortak olan bir kelimeye davet etmiş, namazlarında onların kıblesi olan Beytü’l-Makdis’e yönelmiş; Müslümanların, Yahudiler tarafından kesilen hayvanları yemelerine ve iffetli kadınlarıyla evlenmelerine izin vermiştir. Yahudileri İslâm dinine ısındırmak için önünden geçen Yahudi cenazesine saygı gösterip, ayağa kalkmış ve bunu Ashâbına tavsiye etmiştir. Yine Hz. Peygamber, müşriklerin girmesini yasakladığı mescide, Ehl-i kitab olan Yahudilerin girmesine izin vermiştir. Hz. Peygamber’in Yahudilere karşı izlediği olumlu tavırlar sonucu az sayıda da olsa bazı Yahudilerin Müslüman olduğunu bilmekteyiz. Abdullah b. Selâm, Sa’lebe b. Sa’ye, Esîd b. Sa’ye, Esed b. Ubeyd, Muhayrık, Meymûn b. Yâmin gibi Yahudiler İslâm’ı kabul etmişlerdir. Yahudiler bu anayasa ile Hz. Peygamber’i devlet başkanı olarak kabul etmişlerdi.
Allah’ın emrine saygı ve yaratıklara merhamet, yaratılanı yaratandan ötürü hoş görmek İslâm’ın esaslarından birisidir. Hz. Peygamber tüm münasebetlerinde akılcı ve ölçülü olmayı, düşmanlık yerine dostluk ve sevgi bağlarının kurulmasını, öfke, hiddet, intikam veya öç yerine hilmi (huy, tabiat yumuşaklığı); kötülük yerine de ihsanı ön plana çıkarmıştır. Tüm dinlerin temelinde iyiliğin bulunduğunu tespit ederek geçmiş Peygamberlere ve bunların kutsal kitaplarına saygı göstermiştir.
Hz. Peygamber, tüm insanlara hüsnü muamele etmek gerektiğini ifade etmiş ve kendisi de bizzat uygulamalarıyla örnek olmuştur. Bu hususta onun temel dayanağı Kur’an-ı Kerimdir:
”Eğer sen kaba, katı yürekli olsaydın şüphesiz etrafından dağılıp gitmişlerdi.” [Ali imra.159]
“Mü’min kullarıma söyle, (daima) güzel sözler söylesinler.” [İsra 53]
“Allah’tan başkasını (Tanrı edinerek) çağıranlara sövmeyin. Zira onlar da haddi aşarak Allah’a söverler.” [Nisa.148]
Bir gün Rasûlullah, Ashâbıyla Mescitte otururken oraya bir bedevî geldi ve kalkıp Mescid’in bir köşesine işemeye başladı. Ashâb-ı Kirâm öfkeyle bağrışarak adamı engellemek istediler. Fakat Rasülullah, derhal Ashâbına müdahale ederek: “Bırakın adamı, görsün işini!” buyurdu ve oraya bir kova su getirilip dökülmesini emretti. Sonra bedevîyi çağırıp burasının Mescid olduğunu, pisletmenin, kirletmenin doğru olmayacağını anlattı. Mescidlerde Allah’ın zikredildiğini, namaz kılındığını, Kur’an okunduğunu güzel bir lisanla ve tatlılıkla ifade edip adamı ikna etti.

SIRDAŞLAR; Hz. Peygamber’in hoşgörü göstermediği hususlar:
1-Hz. Peygamber İslâm tebliğini engelleyenlere, İslâm devletine açıktan düşmanlık yapanlara mâni olmuş, İslâm dinine açıktan düşmanlıklarını şiirleriyle söyleyen ve müşrikleri Müslümanlara karşı kışkırtanlara hoşgörülü olmamıştır. Yahudi şairi Ka’b b. el-Eşref olayı bunun en güzel örneğidir.
2-Suçu sabit olan kimsenin affını isteyenleri reddetmiş, bu konuda hoşgörülü davranmamıştır. Hz. Peygamber: Allah’a yemin olsun ki, hırsızlık yapan kızım Fâtıma da olsa onun elini keserdim buyurarak bu konudaki hassasiyetini göstermiştir.
3-Kavmiyetçilik ve asabiyeti yasaklamış, bu hususta müsamahalı olmamıştır.
4-Kul hakkı konusunda son derece titiz davranmış, kul hakkına tecavüzü yasaklamıştır.
5-Kötülüklere engel olma, açıktan haram işlenmesi vb. noktalarda müsamahalı olmamıştır.
Hz. Peygamber’in hayatı boyunca insanlığa karşı davranışlarındaki en temel düşüncelerden birisi hoşgörü olmuştur.
“O, Sen Rabbinin yoluna hikmet ve güzel öğütle çağır ve onlarla en güzel şekilde mücadele et.” [Nahl.125] âyeti ışığında insanlara hoşgörülü yaklaşarak dini tebliğ etmiştir. Bu da’vete karşı insanların sert, katı ve kaba olmaları O’nu bu ilkeden vazgeçirmemiştir. Taif seferi sırasında Hz. Peygamber’e karşı yapılan çirkin saldırı karşısında O’nun affedici tutumu ve bu kavmin helakine değil de ıslahına dua etmesi güzel bir örnektir.
Hz. Peygamber’in hoşgörü anlayışı ve İslâm tarihindeki hoşgörü uygulamalarından modern dünyanın alacağı dersler ve ibretler vardır. Müslümanları herhangi bir ayırıma tâbi tutmadan hepsini bağnaz, savaşçı ve müsamahasız olarak niteleyenlerin Hz. Peygamber’in hayatını, faaliyetlerini ve İslâm tarihini iyi öğrenmeleri ve yorumlamaları gerekmektedir.
YOKSA BAŞKALARININ PENCERESİNDEN DİNİ VE PEYGAMBERİ ANLAMIŞ OLURUZ. BU BİR SIRDIR…

Reklamlar